İçeriğe geç
Eskişehir Nokta

Gündelik hayatı keşfet, gökyüzünü kendince yorumla

Kişisel Gelişim

Sosyal Davetleri Reddetmek Neden Bu Kadar Zor

Hayır demek gitmekten daha zor geliyorsa yalnız değilsiniz. Davet reddetmenin psikolojisi ve kırmadan sınır koymanın yolları.

Mert Alkan 3 dk okuma

Telefonda bir davet var. Cuma akşamı, kalabalık bir masa, tanıdık yüzler. Ve içinizde ilk beliren duygu sevinç değil, hafif bir yorgunluk. Gitmek istemiyorsunuz. Ama "hayır" demek, gitmekten daha zor geliyor. Sonunda kabul ediyorsunuz, kapatıyorsunuz telefonu ve o akşama kadar sürecek sessiz bir huzursuzluk başlıyor.

Davet reddetmenin zorluğu, davetin kendisiyle ilgili değildir. Reddedilme korkusunun tersine dönmüş hâliyle ilgilidir: reddeden taraf olmak. Hayır dediğimizde karşımızdaki insanın kırılacağını, bizi soğuk bulacağını, bir dahaki sefere aramayacağını düşünürüz. Bu düşünce, bir akşamı feda etmeyi mantıklı gösterir.

Hayır demek neden bu kadar pahalı hissettiriyor

İnsan, ait olmak üzere kurulmuş bir varlık. Bir grubun dışında kalmak, uzun bir tarih boyunca gerçek bir tehlike anlamına gelmiş. Bugün bir yemek davetini geri çevirmek hayatta kalmamızı tehdit etmiyor elbette, ama içimizdeki eski alarm sistemi bunu bilmiyor. "Beni bir daha çağırmazlar" cümlesi, aslında çok daha eski bir korkunun modern kılığı.

Bir de görgü meselesi var. Birçoğumuz kırıcı olmamayı, uyumlu görünmeyi, kimseyi mahcup etmemeyi öğrenerek büyüdük. Bu güzel bir terbiye ama fatura kesen bir tarafı da var: kendi enerjimizi hesaba katmayı öğrenemeden büyüyoruz. Sonuçta yorgunken güler yüzle "tabii ki gelirim" diyen, sonra da yolda pişman olan bir yetişkin çıkıyor ortaya.

Gitmek her zaman ilişkiyi büyütmez

İsteksizce katılınan davetlerin ortak bir özelliği vardır: orada bedenen bulunulur ama zihnen bulunulmaz. Saate bakılır, sohbete yarım kulak verilir, ilk fırsatta ayrılmanın planı yapılır. Böyle bir katılım kimseye bir şey kazandırmaz. Ev sahibi de bunu sezer. İlişkiyi besleyen şey katılım sayısı değil, katılımın niteliğidir.

Buna karşılık dürüstçe verilen bir "bu hafta çok yorgunum, gelemeyeceğim" cümlesi, çoğu insanın sandığından çok daha az hasar yaratır. Hatta bazen rahatlatır; masadaki bir başkası da aynı şeyi söylemek isteyip cesaret edememiş olabilir.

İyi bir hayır nasıl kurulur

Reddetmeyi zorlaştıran şeylerden biri, uzun açıklamalar yapma alışkanlığıdır. Ne kadar çok gerekçe sıralarsak o kadar inandırıcı olacağımızı sanırız. Oysa tam tersi olur: uzun açıklama, özür dileme havası taşır ve karşı tarafa pazarlık kapısı açar. Kısa, net ve sıcak bir cümle yeterlidir.

İkinci püf nokta, kapıyı kapatmadan reddetmektir. "Bu sefer olmayacak ama seni görmeyi çok isterim, önümüzdeki hafta bir kahve içelim mi?" cümlesi, hem sınırı korur hem ilişkiyi. Reddedilen şey davettir, insan değil. Bunu açıkça söylemek, karşı tarafın zihnindeki soru işaretini siler.

Üçüncüsü de zaman kazanmaktır. Anında cevap verme zorunluluğu yoktur. "Akşam bakıp yazayım" demek, hem duyguların yatışmasını sağlar hem de kararın gerçek isteğe göre verilmesine imkân tanır. Anlık mahcubiyetle verilen evetler, en çok pişman olunanlardır.

Sınırın görünmeyen faydası

Her davete koşan insan, bir süre sonra kimsenin gerçekten yanında olamaz. Enerji sınırlıdır ve her yere eşit dağıtıldığında hiçbir yerde yeterli olmaz. Reddetmeyi öğrenen kişi ise gittiği yerde bütünüyle bulunur. İlişkileri azalmaz, derinleşir.

Zamanla şunu da fark edersiniz: sizi gerçekten sevenler, bir davete gelmediğiniz için sizden vazgeçmez. Bir "hayır" ile sarsılan bağ, zaten oldukça ince bir iple tutuluyor demektir. Bunu görmek başta üzücü olsa da uzun vadede rahatlatıcıdır, çünkü enerjinizi kime harcayacağınızı netleştirir.

Reddetmeyi zorlaştıran bir başka şey de geçmişteki evetlerdir. Yıllarca her davete katılmış biri, bir gün gelmediğinde bu durum daha çok dikkat çeker. Alışkanlık, bir beklentiye dönüşmüştür. Bu yüzden ilk hayırlar en zorlarıdır. Ama birkaç kez tekrarlandığında çevre yeni dengeye alışır ve mesele kendiliğinden sıradanlaşır. Zorluk kalıcı değildir, geçiş dönemine aittir.

Bir de kendimize karşı dürüst olmamız gereken bir nokta var. Bazen davetleri reddetmek istemeyiz, sadece o gruptan uzaklaşmak isteriz ama bunu itiraf etmek zor gelir. Sürekli bahane üretiyorsak, sorun yorgunluk değil uyumsuzluk olabilir. Bunu görmek acıtır ama netleştirir; bazı bağların doğal olarak seyrelmesine izin vermek, onları zorla ayakta tutmaktan daha dürüsttür.

Kendi takviminize sahip çıkmak bencillik değildir. Yorgunluğunuzu bahane değil, geçerli bir bilgi olarak kabul etmek de öyle. Bazen en nazik davranış, gitmemek ve bunu dürüstçe söylemektir.